Cuma, Ağustos 24, 2007

Yaratıcılıktan Pay Alamamış Güncel Reklam Faciaları

Yaşadığım bir sağlık sorunundan dolayı bir süredir evdeyim. 4 gündür raporluyum ve işe gidemiyorum. Dışarı zaten çıkamıyorum. Evde geçirdiğim bu süre, blogla ilgilenmem için bana fırsat verdi. Ama bunun dışında, sabahtan akşama evde oturmanın aslında ne kadar yorucu olduğunu hayatımda ilk kez fark ettim. Bu süre içinde biraz kitap okudum, biraz resim yaptım, bol bol yemek yaptım. Bu aralar az yeme kararı alan eşimin kararını bozduracak kadar çok yemek yaptım. Hani şöyle bir ev dolusu insanı akşam yemeğinde ağırlamaya yetecek kadar çok, eğer takatim olsaydı.
Ama böyle geçmiyormuş boş vakit, televizyon şart. Normal koşullarda aslında TV izlemekten pek de hoşlanmayan bir insan olmama rağmen, buna mecbur kaldım. Önceleri, gündüz kuşağında nelerin gösterildiğini merak ediyordum. Ancak defalarca denemeden sonra gündüz kuşağında izlenebilecek en güzel şeyin reklamlar olduğunu anladım. Her reklamı, sloganını, oyuncularını, senaryosunu, mesajını, müziğini, dikkatle izledim. Ama bazıları anlamsızlıklarıyla aklıma takıldı durdu ve sonunda bir liste yapmayı başardım. İşte reklam klişelerini yine klişe bir takdimle sunuyorum.

Saçmalardan Seçmeler:
  1. "Artık hijyenik temizlik gerektiren kirlere karşı hijyen sağlayan yeni bir OMO var.” OMO Domestos Etkili deterjan reklamında kullanıyorlar bu ifadeyi. Acaba hijyenik temizlik gerektirmeyen kirler hangileri? Ya da var mı böyle bir şey?
  2. "Aklımı seveyim!” Aynı anda hem ACE Bulaşık Deterjanı Etkili ürün, hem de Regal reklamında kullanılmış bu söz. Ne kadar bayat ve de gereksiz, aynı zamanda yararsız. Bir de bazen bu iki reklam art arda denk geliyor. Off! Korkunç! Bunu düşünen o iki ajansın aklını seveyim ben!
  3. "Su yoksa, çay da yok.” Doğuş Çay’ın sloganı olmuş. Her an her yerden çıkabiliyor bu sözler. Küresel ısınma ve su sorununa dikkat çekmek üzere firma sosyal sorumluluk bilinciyle hareket ederek topluma mesaj vermek istemiş. Bunu takdir ediyorum. Ama biraz daha akıllıca düşünülmüş olmalıydı slogan. Yani şimdi bir düşünün. Su yoksa neler yok ki, çaya mı gelmiş sıra. İhtiyaçlar ve kayıplar açısından bakıldığında, susuzluk durumunda çay herhalde son sıralarda gelir.
  4. “Dabi dabi mısır çerezi…” Üzerinde tek kelime etmeye gerek yok, zira öyle ortada ve sahipsiz ki…
  5. “Renk kusursuzdur. Parlaklık ise ona hayat verir.” Avon’un ruj reklamının giriş cümlesi. Nasıl yani? Renk kusursuzdur. Eee, sonra? Parlaklık ise ona hayat verir. Hoppala! Ne alakası var şimdi! Yukarıdaki ifadede yer alan anlatım biçimi ancak aşağıdaki ifadeye benzer bana kalırsa. Sakla samanı, dam üstünde saksağan!
  6. Bir de, şu televizyondan ürün satış bantları var her gün dönen. Hepsinin sonunda 15 dk. içinde hemen sipariş verirseniz, bilmem ne hediye ediyoruz vaadi geçiyor. İşin garibi, bir saat sonra aynı bant aynı vaatle tekrar dönüyor ekranda. Bu 15 dk. böyle tekrarlanıyor ve hiç bitmiyor. Yani aslında acele etmeyi gerektiren bir durum yok. Ne zaman ararsanız bu bilmem neyi zaten veriyorlar. Peki o telaş neden öyleyse?
    10’a tamamlarım sanmıştım bu reklam facialarını, ama aklıma gelenler bunlar oldu. Böyle bir listesi olan var mı? 10’a tamamlayalım listeyi.

Etiketler: , , , , ,

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

İşte Tasarım, İşte Yaratıcılık…





Bu güne dek, kağıttan, metalden, plastikten, gazoz kapağından vs. yapılan elbiseler görmüştük. Ama böylesine pes doğrusu... Bu elbiselerden giymek isteyen çıkar mı bilmiyorum ama, çok yaratıcı olduğu kesin. Aslında her türlü polemik bir yana, elbiseler içerdikleri mesaj bakımından anlamlı. Daha önceleri, AIDS’ten korunmak amacıyla önemine dikkat çekmek için tasarlanan condom elbiselerin ortaya çıkış amacı bu sefer biraz farklı…

"Çin'in Pekin kentinde, üreme sağlığı fuarında kondomlardan hazırlanan kıyafetler sunuldu. Büyük dikkat çeken renkli kondomlardan hazırlanan kıyafetlerin sunulduğu etkinlikte, Nüfus ve Aile Planlaması Komisyonu sözcüsü Yu Xuejun, gelecekte Çin'in doğum kontrolü politikasının yumuşamayacağını belirtti. Çin nüfusunun 2010 yılında 1.36 milyar, 2020 yılında 1.45 milyar olması bekleniyor. Öte yandan Çin'in 2033 yılında da, 1,5 milyar nüfusla en yüksek rakama ulaşacağı öngörülüyormuş."

Zaten bahsi geçen defilede açıkça görülüyor ki, kondom Çin’de artık farklı amaçlar için kullanılmakta.
Haber kaynağı için bakınız.

Etiketler: , , , , , , ,

Pazar, Ağustos 19, 2007

Sadece Gökyüzü, Sadece Deniz, Hepsi Bu!

Uzun süredir ortalarda yoktum. Yazılarıma bu kadar süre ara vermemin sebebini soran birkaç dikkatli okurumun merakını gidermeye çalışayım.

Tatildeydim. Gerçek bir tatil. Önce çok hareketli ve hızına yetişilmesi oldukça zor olan bir şehirde geçen bir hafta ve kısa bir süre sonra sadece gökyüzü, sadece deniz, kum, çakıl taşları ve cam berraklığında suların hatırda kaldığı son derece dingin bir hafta daha...

Uzun süredir okuyacak kitap bulamadığım bir dönemde duydum onu. "Dede topraklarını ziyaret et" diyordu 3. öğüdünde Akdoğan Özkan’ın yazdığı Türkiye’de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey adlı kitap. Biz de çektik gittik Bulgaristan’ın Silistre şehrine. Küçük, çok sevimli ve oldukça sakin bir sınır şehri Silistre. Bulgaristan’ın kuzey komşusu olan Romanya ile arasından geçerek sınırı belirleyen Tuna Nehri kıyısında kurulu. Nehir oldukça uzun, ancak çok geniş olmadığı için karşı kıyıdaki Romanya toprakları görünüyor. Dönünce aynen kitaptaki gibi kendi sanal dede toprağı tabelamı yukardaki gibi oluşturdum.

Silistre’de geçen 2 günün ardından sonraki durağımız Varna oldu. Şehir ülkenin en çok ziyaret edilen turistik yerlerinden. Karadeniz’e kıyısı olan şehrin sahil şeridi, şehrin doğusunda baştan sona uzanıyor. Hafif dalgalı denizi, insanı boğmayan, nefes aldıran iklimi, son derece konforlu tesisleri ve ucuz fiyatları ile harika bir tatil mekanıymış doğrusu. Konakladığımız “Odesos Otel” çok doğru bir seçim olmuş. Otel şehrin öyle bir yerinde konumlu ki, öndeki odalar deniz manzaralı, arkadaki odalar ise şehir manzaralı. Yaygın uygulama burada da geçerli: deniz manzaralı odalar daha pahalı. Ancak deniz mi yoksa şehir manzarasını mı seçmeli diye uzun süre düşündürtüyor insanı. Biz mi? Biz şehir manzarasını seçtik. Hiç de öyle yabana atılacak, kaçırılacak gibi değildi. Şehir öyle canlı ki, sabahın dördünde, altısında, dokuzunda ve gecenin her saati, her an caddeler dolu. Hareket hiç bitmiyor. İlk günümüzün gecesinde ünlü bir Bulgar rock grubunun konserinde buluverdik kendimizi. Konser otelin önündeki büyük meydanda düzenlenmişti. Biz ise bir gece gezmesinden dönerken, sadece otele girmeye çalışırken konserin tam göbeğinde buluverdik kendimizi. Hiç anlamadığımız bir dilde rock müzik dinlemek enteresandı doğrusu. Ne de olsa müzik evrenseldir!


Varna’ya gitmek isteyenler, veya yolu bir gün buraya düşecek olanlar için kısa birkaç not. Alışveriş işini sakın akşam saatlerine bırakmayın çünkü mağazalar saat 16:00 gibi kapanıyor. Sabah da sakın birkaç mağaza görmek için çıkmayın, zira saat 11:00 den önce açılmıyor hiçbir mağaza. Bunun için en uygun zaman öğlen. Çünkü akşam mağaza henüz kapanmadan yetişseniz bile, mağaza eğer 5-10 dk. İçinde kapanıyorsa genel kural olarak orayı boşaltmak zorundasınız. Nerde bizdeki, müşteri gitmeden kapatmayan mağazacılık anlayışı… Başka bir nokta: sakın pazarlık yapmaya kalkmayın, fiyatı düşüremeyeceksiniz. Bunun yanında, satış görevlisinin anlam verememiş tavrı ile karşılaşacaksınız. Çünkü mantık şu: Fiyatı sizin için uygun değilse, almak zorunda değilsiniz, o ürünü bir başkası mutlaka alacaktır.

Şehrin gece hayatı çok hareketli. İnsanı yoracak kadar… Eğer gelmişken her yeri görelim diyenlerdenseniz bizim gibi, sıkça oradan oraya koşturmanız gerekecek. Yine de arta kalan çok şey olacak.

Sonraki hafta ise, Didim Akbük’teki yazlık evde ve inziva tadındaydı. Sadece gökyüzü, sadece deniz, kum, çakıl taşları ve cam berraklığında suların hatırda kaldığı bir tatil… Güneşin kavurucu sıcağına karşın serin suların tendeki dalgalanmaları... Esen hafif rüzgarın salladığı hamaktaki öğlen şekerlemeleri… Ne TV, ne gazete, ne internet...

Ama bitti. Önümüzde yine koca bir yıl, mevsimler, hafta sonu bekleyişleri…

Etiketler: , , , , , , , , ,

Çarşamba, Ağustos 15, 2007

Delisi Bol Olan Köy İyidir!

Yaşlı ve yabancılarla sohbet etmekten büyük keyif alan, al yanaklı, tonton bir amca tanımıştım. “Mucitim” demişti. Gülerek hızlıca anlattı hikayesini. Evde ne varsa değiştirip “daha işe yarar” hale getirmeye ve durup durup “icat çıkarmaya” bayılırmış, “icat çıkarma” diyenlere inat. Deli derlermiş ona. Şimdikiler çok şanslı dedi, o alıştığımız görmüş geçirmiş ağırbaşlılıkla.
Bu olaydan sonra ne zaman teşvik edici bir yarışma veya etkinlik duysam hep o yorgun “muciti” hatırlarım.
İşte bu yarışmalardan biri: Henkel firmasının “İkinci Henkel İnovasyon Yarışması”. Yarışma ile, fikri hakların ticarileştirilmesi, ürün portföyü ile uyumlu yeni fikirlerin desteklenmesi amaçlanmış. Temelde 4 kategori belirlenmiş olup, bunların her birine yeni buluş ve tasarımların katılımı beklenmekte.

Kategoriler:
Çamaşır ve ev bakım ürünleri,
Kozmetik ve kişisel bakım ürünleri,
Yapı kimyasalları ve yapıştırıcılar,
Henkel teknolojileri

Son katılım tarihi 31 Aralık 2007. Detaylı bilgi için buraya göz atmanız yeterli.


Etiketler: , , , , , , ,

Perşembe, Temmuz 19, 2007

Son 25 Yılın "En"leri


Son 25 yılın en ilginç 25 tasarımından oluşan "25/25" adlı koleksiyon Londra Design Museum'da sergilendi. Koleksiyonda son 25 yıla damgasını vuran ve tasarımın radikal bir protesto olduğunu ispatlayan çok çeşitli tasarımlara yer verilmiş.
İşte bunlardan bazıları:
  • Hüseyin Çağlayan'ın Airplane isimli uzaktan kumanda ile etekleri açılan ve fiberglastan yapılan elbisesi.

  • Richard Sapper'in düdüklü su ısıtıcısı.

  • Freeplay Energy Group'un tasarladığı pilsiz ve kablosıuz çalışan radyo.

  • Benetton'un efsanevi "Colors" dergisi.

Etiketler: , , , , , ,

Salı, Temmuz 03, 2007

Şıpıdık Terlikler Yerine...



Günden güne ortaya çıkan yep yeni tasarımlar hem şaşırtıyor, hem merak uyandırıyor hem de denemeden insana rahat vermiyor.

Bu güne kadar topuklu, düz, parmak arası, bantlı gibi çeşitleri olan terlikler artık şekil değiştiriyor. Bu yeni terlik tasarımının adı henüz tam konamasa da, ilk etapta "üstsüz terlik" adı verilmiş. Ayaklarını özgür bırakmak isteyenler için ideal. Terlik, taban üzerinde bulunan özel bir yapışkan madde ile ayak altına yapışıyor ve ayağın üst tarafını tamamen açıkta bırakıyor. Ayakların altını koruyan ve genelini özgür bırakan bu yeni terlik modeli, ayağın üst tarafını korumakta biraz yetersiz. Mazallah kazara biri ayağınıza bassa, yandınız!
Ancak vaad ettiği rahatlık da göz ardı edilir gibi değil.

Etiketler: ,

Salı, Mayıs 08, 2007

İstanbul'lu Çocuklara Masallar

Masal vakti geldi.
Nazlı Eda Noyan’ın yaklaşık 1,5 senelik bir çalışmanın sonucu olarak oluşturduğu “İstanbullu Çocuklara Masallar” sergisi dijital ortama taşınarak müdehale edilmiş desen, illustrasyon, fotoğraf ve tipografik elemanların biraraya getirildiği kolajlardan oluşan bir sergi sunuyor.

Noyan sergi hakkında “İstanbullu Çocuklara Masallar” yaşadığım kent olan İstanbul’a ve günlük yaşamın rasyonel dayatmaları, sistemi, yoğunluğu ve yorgunluğuna romantik bir tepki olarak doğdu. İstanbul’u görmek istediğim ya da ara ara parçalarını yakalayabildiğim masalsı ve gerçeküstü şekliyle temsil etmek ve 12 ay boyunca hissettiklerimi görselleştirmekti niyetim” diyor.

İstanbullu Çocuklara Masallar 17 Mayıs - 17 Haziran tarihleri arasında görülebilir.
Crowne Plaza : Sahil Yolu, 34710 Ataköy - İSTANBUL
Tel: 0 212 560 81 00 www.crowneplaza.com/istanbul

Etiketler: , , , , ,

Perşembe, Mayıs 03, 2007

Fikrini Parçalara Ayır; Zira Küçük Olan Güzeldir!

Geçen gün e-postalarımı kontrol edip, içlerinden okunabilecek olanları ayıklamaya çalışıyordum. Bu tür durumlarda silinecek ve okunacak e-postaları seçmede iki temel kriter kullanırım. Eğer başlığı ilgimi çekmeyen çok uzun bir metin ise gelen kutuma düşen, okunma ihtimali doğrudan azalır. Muhtemelen bu e-posta vaktimin olduğu bir zaman okunmak üzere bekletirim. Ancak aradan birkaç gün geçip hala okunmayınca, her kontrol edişte aynı postayı görmek sıkar ve çok büyük bir ihtimalle birkaç gün içinde silerim.

Bir de, hani şu başında uzun süre insanı oyalayıp sonunda bunu bilmem kaç kişiye gönderin bakın görün neler oluyor, yollamazsanız acayip felaketler olur vs. diyerek zincir mesajlar yaratan anlamsız ve gönderildiği kişileri de gereksiz yere sıkıntıya sokan mesajlar var. Bunlardan nefret ederim. Bir de spam lerden…

Neyse bunu uzatmaya niyetli değilim aslında. Sadede geleyim. Geçen gün bir arkadaşımdan, hayran kaldığım bir tasarımın tanıtım postasını aldım. Toplu halde iken evin bir köşesine sığan harika bir aksesuar, açık halde ise harika bir oturma takımı.
Bunu görünce tasarımın asi bir yanı olduğunu bir kez daha fark ettim. Mevcut oturma gruplarının ev içinde kapladığı alana itiraz edilmiş ve çok daha fonksiyonel, şık, estetik ve kullanışlı bir oturma grubu tasarlanmış. Gel de hayran olma bu hayal gücüne!

Dünden bu yana ise sevgili arkadaşım Onur’un hayal gücü ile ortaya çıkan ve şimdilerde “Fikir Ayracı” adını alan bir kitap ayracını inceliyorum. Fikir Ayracı’nın ortaya çıkış amacı birçoğumuzun kitap okurken yaşadığı ortak sıkıntı: kalınan yeri belirlemek. Tasarımı ise çok estetik ve kullanışlı görünüyor. Aynı asi tutum burada da kendini gösteriyor. Mevcut kitap ayraçlarının veri sağlama yetersizliğine itiraz edilmiş ve çok daha fonksiyonel, şık, estetik ve kullanışlı bir oturma grubu tasarlanmış. Ama yine de, Onur’un göndereceği numuneyi inceledikten sonra eleştiri hakkım saklı kalsın. Bu kadar kayıtsız şartsız bir “şakşakçı” olmayayım. Fikir Ayracı’nın tescilli olduğundan haberdarım ancak bana göre, ayracın bir tasarım yönü de bulunmakta. Üst yüzeyi öyle bir tasarlanmış ki, görüntü bakımından sıradan ayraçlardan farklılaşmış. Tasarımındaki bu yenilikçi stil ise ürünün faydalı olmasını sağlamıştır. Bu sebeple “Fikir Ayracı” nın tasarım tescili ile korunmasının da son derece önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Etiketler: , , ,

Perşembe, Nisan 26, 2007

Ey Türk Mucit, Koru Kendini


Televizyonlarda, tüm kanallarda görmeye alıştığım, hemen farklı bir kanala geçip izlenebirlir birşeyler arayıp aynı türden başka yarışmalar görüp hayal kırıklığına uğradığım ve nihayet pes edip eşimin yine NBA'yi açmasına bile aldırış etmeyecek kadar ekrandan soğuduğum çeşitli şarkıcı, oyuncu, dansçı, sirkçi, patenci vs. keşfine yönelik yarışmalarından sonra nihayet "işe yarar" bir yarışma programı başladı. Gizli yetenek keşfine yönelen diğer yarışmaların aksine "gizli zeka" keşfetmeye odaklanmışlar. Yarışmanın adı "Türk Mucit".

NTV'nin yarışma programı Türk Mucit, hayatı kolaylaştıracak, ihtiyacı karşılayacak, boşluğu dolduracak, yaptığını satacak ürün geliştirdiğini iddia eden, icadına, projesine güvenenler, hayallerini gerçekleştirmek isteyen "Türk Mucit" adayları ve ürünlerini arıyor.

Yarışmanın daha ilk elemelerinde kaybolmayan ayakkabıdan, projeksiyonlu laptopa, çiğ köfte makinasından, soba zehirlenmesini önleyen sistemlere, ambülans ve polis araçlarına öncelik tanıyan sinyalizasyon sistemlerinden, seyyar elektrik santraline ve matematik formüllerine kadar birçok enteresan proje izledim.

Yarışmada teknoloji harikaları peşinde koşulmuyor. Hayatı kolaylaştıracak orijinal projeler, insanların satın alacağı işler aranıyor... Finalistleri bekleyen büyük ödül ise, teknoloji ve pazarlama uzmanları tarafından icatlarını geliştirmeleri için verilecek destek ve bir de para ödülü.

"Türk Mucit bireysel yaratıcılığa inanıyor, destek veriyor. Türkiye'de icatların sayısını arttırmayı, heyecan verici fikirlere dikkat çekmeyi, hayatı kolaylaştıracak buluşları gün ışığına çıkarmayı amaçlıyor. "

Buraya kadar her şey çok güzel düşünülüp organize edilmiş. Ancak bu konularda danışmanlık veren bir kişi ve bir patent vekili olarak -ki bu işlerden anlarım- , yarışmada gizililik prensibinin ihlal edildiğini düşünüyorum. Mesela ben bir sanayici olsaydım, televizyonumun karşısına geçer, şöyle bir güzel kurulur, elime kağıt kalem alıp başlardım notlar almaya. Gelsin fikirler!

Özellikle eleme anında mucit adayları fikir veya projelerini jüriye beğendirip finale kalabilmek için tüm detayları açıklıyorlar. Ve gerçekten çok ilginç fikirler ortaya atılıyor. Bu fikir paylaşımı olanakları elinde barındıran bazı insanların beyninde aniden bir ışık yakacak ve uygulanabilirliğini araştımasını teşvik edecek. Böyle bakıldığında toplumun tamamı için faydalı görünen bu bilgi paylaşımı, o fikrin veya projenin yaratıcısı için ne yazık ki tüm emeğinin elinden kayıp gitmesi anlamına geliyor.

Oysa kanun koyucu, yeni buluşların teşvik edilmesi için buluş sahiplerine belli bir süre ile o buluşun tüm kullanım haklarını emeğinin karşılığı ve bir ödül olarak kendisine vermektedir. Bu şu anlama gelir: Bu buluşu tüm toplumla paylaştığın için teşekkür ediyoruz ve bunun karşılığında emeğin ve paylaşımın için sana Patent hakkı tanıyoruz. Patent hakkı, buluş sahibinin buluşu ile ilgili tüm hakları kendisinde saklı tutma imkanı verir ve kendisinden habersiz kötü niyetli kullanımı engeller. Ancak lisans ile bu buluş başkaları tarafından buluş sahibinin izni ile kullanılabilir, bunda hiçbir mani bulunmamaktadır.

Buluş sahiplerinin çok hassas oldukları "gizlilik" konusuna "Türk Mucit" nasıl bir önlem aldı bilmiyorum. Bunu, mutlaka bir önlem almış olduklarını varsayarak söylüyorum çünkü aksi halde bu paylaşım mucitler için büyük hak kayıpları doğurabilir. Tüm mucit adaylarına konuyu buradan duyurmayı borç bildim.

Etiketler: , , , ,

Pazartesi, Nisan 23, 2007

Starbucks Mutluluğu Buldu

Starbucks Coffee

Starbucks Coffee “Mutluluğun Resmi”

konulu 4.Tasarım Yarışması sonuçlandı!

Starbucks Coffee’nin geleneksel olarak düzenlediği ve bu sene dördüncüsü gerçekleştirilen “Mutluluğun Resmi” konulu Tasarım Yarışması sonuçlandı. Gerçekleştirilen jüri toplantısının ardından Deniz Erdinçler’in eseri birinci,

Seyran Öztürk’ün eseri ikinci,

Gülşen Erginsoy’un eseri üçüncü olarak seçildi.

Starbucks Coffee’de yaşadığı mutluluk deneyimini en iyi resmeden ve eseri birinci seçilen Deniz Erdinçler, 3 günlük Amsterdam seyahati ve Starbucks Coffee Kahve İşleme Merkezi’ne özel bir gezi kazandı. Deniz Erdinçler’in eseri Starbucks Coffee kupaları üzerine uygulanacak ve çok yakında Starbucks Coffee Türkiye mağazalarında satışına başlanacak.

Etiketler: , , , , ,

Pazar, Nisan 22, 2007

Aslında Çevreci Değilim Ki…

Markalar artık çevre duyarlığını ön planda tutmayı hedefleyerek tüketicilerde, yaşam alanlarınızı koruyoruz izlenimi vermeye çalışıyorlar. Bu, tüm dünyada yeni bir akım ve belki de bu güne kadar üzerine gidilmesi insanlık adına en faydalı yönelim. Markaların gerçekte ne kadar doğayla barışık olduğu ve çevreci yaklaşımı ne ölçüde benimsediği sorgulaması gereken açık uçlu bir soru iken, tüketiciye dönük eylemlerde bu akımdan sonuna kadar faydalandıkları çok açık. Yürütülen reklam kampanyaları, basın açıklamaları, sosyal sorumluluk vaatleri, tasarlanan yeni nesil ürünler, çarpıcı sloganlar bu çevreci yaklaşımın markalar sunduğu yeni fırsatlar.

Buna son örnek, üzerinde 'I'm not a plastic bag' (Ben naylon torba değilim) yazan alışveriş çantaları. Bu çantalar, naylon torba kullanımına karşı başlatılan projenin bir ayağı. Doğada geri dönüşümü çok zor olan naylon torbalar yerine çevreyle barışık, sürekli kullanılabilecek ve şık bir alışveriş torbası alternatifi yaratmak amaçlanmış olmasına rağmen, sınırlı sayıda üretilen bu çantalar, ünlü tasarımcı Anya Hindmarch tarafından tasarlandığı için İngiltere'de satışa çıktığı andan itibaren, bir buçuk saat içinde ünlü isimler tarafından adeta kapışılmış ve tamamı tükenmiş. Ancak ünlülerin desteği sayesinde, bu çevre dostu çantalar asıl çıkış amacını gölgede bırakacak kadar ünlü olunca onlardan birer tane edinebilen az sayıda kişi tarafından günlük çanta olarak kullanılmaya başlanmış.

Ne enteresan bir girişim! Bir kez daha gördük ki, sonuna kadar iyi planlanmamış tutarsız ve rüzgarın estiği yöne doğru savrulan bir girişim, ortaya çıkış amacı ne kadar iyi niyetli olursa olsun başarısız olmaya mahkumdur. Sınırlı sayıda gerçekleştirilen üretim, ne kadar ucuz olsa da o “meşhur” ürünü talebin zirvesine oturtacak ve buna sahip olanlar olamayanlara göre şanslı olacak. Bu durumda da, çantaların kullanım yeri ve amacı kullanıcıları tarafından değiştirilecektir. Çantalara sahip olamayanlar ise onlara ulaşma arzusuyla yanıp tutuşacak. Satışa ilk çıktığında 5 paunda satılan bu çantalar için şu anda kuyrukta bekleyen ve 200 ila 400 paund vermeye hazır alıcıları var.

Bana göre bu çevreci girişimi tamamen başarısızlığa uğratan bu hatalı planlama ve öngörü eksikliği, belki de bilerek ve istenerek kurgulanan planlı bir pazarlama taktiği idi. Kim bilir!

Sonuçta ne kadar başarısız bir çevreci girişimse, o kadar başarılı hatta önünde şapka çıkartılacak bir pazarlama stratejisi sergilenmiş. Ancak baştaki iyi niyetli çevreci amaçlar “yerseniz” olmuş.

Etiketler: , , , , ,

Cuma, Mart 30, 2007

Kürkçü Dükkanına Dönüş...

Doğallığın tavan yaptığı bir dönemin içindeyiz. İnsanoğlu bir zamanlar çok isteyerek yarattığı naylon şeylerden o kadar bıktı ki, maddeden ibaret olmayan şeyleri bile, naylon bulmaya başladı. Umay'ın bir şarkı sözü geliyor aklıma: "Naylon öfke, kuru gürültü". Naylon aşklar, dostluklar vs. Gerçek ve sahteyi birbirinden ayıramaz hale gelindiği için gerçek olan arandı. Gerçeğe inanmak için doğal olması beklendi. Oysa doğal olan çoktan yok olmuştu. İnsanoğlu yeni bir trend yakaladı kürkçü dükkanına döner misali... Gerçek olan güzeldir.

Herkes doğallık peşinde. Modern kadın, kuaföründen en çok doğal görünümlü saçlar bekliyor mesela. Aslında gerçeğinden farklı olup, aynı zamanda da doğal görünüme sahip olmak istiyor ironik bir biçimde.

Bu günlerde, önceleri güzelleştirme vaadi ile ortaya çıkan "Dove" markası değişen tüketici eğilimlerini tam da en şiddetli estiği anda yakalayarak doğallıktan gelen gerçek güzelliğe vurgu yapma yönünde kullandı tercihini. Çok dikkat çekici, insanı sarsıp kendine getirici ve gerçek potansiyelini fark ettirici bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Etiketler: , , , , , ,

Çarşamba, Mart 21, 2007

İneklerin İstanbul Çıkartması

Cow Parade olarak isimlendirilen ve “İneklerin resmi geçidi” yakıştırması üzerine adeta yapışan dünyanın en büyük açık hava sergisi, dünyanın 39 büyük şehrinden sonra nihayet 1 Ağustos – 31 Ekim tarihleri arasında İstanbul sokaklarında.

Cow Parade markalarla tasarımcıları halkla buluşturuyor. Etkinlik, her türlü firmanın markalarını veya vizyonunu, inek heykelleri üzerinde sanatçıların tasarımlarıyla halkla buluşmasını sağlıyor. Bu inek heykelleri farklı bir tuval ve markalar için de bambaşka bir mecra alanı sunuyor.
Yaratıcılıkta kendine güvenen herkes, tasarımlarını şu adres üzerinden göndererek Cow Parade İstanbul’a katılabiliyor. Üstelik profesyonel tasarımcı olma zorunluluğu da yok. Dileyen herkes kendi inek tasarımıyla bu yürüyüşe katılabiliyor. İneklerin fiyatları 500 – 7500 YTL arasında değişiyor. Elde edilecek gelirin Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği, AÇEV ve TEMA’ya bağışlanması planlanıyor.

Cow Parade yaratıcılıkta sınır tanımıyor. İsteyen ineğini araba, koltuk ve hatta karpuz şekline sokabiliyor. Sadece şiddet ve cinsellik içeren figürler engellenmiş durumda.
Simge olarak ineğin seçilme nedeni ise, ineğin doğanın bir parçası olması, ebatlarının oldukça makul olması ve herkesin yüzünde tebessüme yol açan sevimli bir hayvan olmasından kaynaklanıyormuş.

Etiketler: , , , , ,

Salı, Mart 06, 2007

Farkında Mısınız?

Pazar, Şubat 25, 2007

3 Vakte Kadar

2010 yılında İstanbul'u dünya başkenti yapma gayretindeyiz. İstanbul'u dünyaya tanıtacak yeni bir yüz keşfetmek için düzenlenen afiş yarışması sonuçlandı. İşte seçilen afiş.
Afiş, İstanbul'a ve geleneksel öğelerimize dair çok şey anlattığı için, baktığımda zihnimde doyumsuz bir lezzet bıraktığı için çok anlamlı ve duygusal geldi. Tek dileğim yabancıların da afişten aynı lezzeti alması.